Dünya üzerinde güzel olan ne varsa sanatsal estetiğe sahiptir. Yüzyıllardan bu yana gelişen teknolojik gelişmeler sanatın sihirli bakış açısıyla gözümüzün önünde şaheser olabiliyor. İnsanoğlu sanatsal ürünlerini kendine özgü değerleriyle, içine özünü katarak, dünyaya baktığı gözden yansıtıyor, oluşturuyor. Kimi dize oluyor, kimi nota oluyor, kimi düşünce oluyor. Gerçek sanatkâr, gerçek eleştirmen; sanatsal ürünün savunduğu görüşe, dayandığı öğretiye değil, verilen emeğe, dökülen göz nuruna ve estetik değerine bakar.
Bugün ülkemizde sanatın ve sanatçının görücüye çıktığı, farklı kesimlerin, farklı solukların bir arada kaynaşabildiği, oturup tartışabildiği çeşitli festivaller, açık oturumlar vs. etkinlikler düzenleniyor. özellikle de yerel düzeyde yapılan festivallerde uzun zamandır bir araya gelemeyen hemşehriler, gönül dostları buluşuyor.
Yakın olarak takip edebildiğim birkaç festival dışında çoğunu basın-yayın yoluyla veya eş dost toplantılarında aldığım geri dönütlerde değerlendirme fırsatı buluyorum. Kendimce yaptığım tespite göre festivaller üç amaca hizmet eder nitelikte: İlk olarak ticari amaç taşıyan festivaller var, tanıtımın yoğun olarak yapıldığı, yörenin ekonomisini canlandırıcı nitelikte olan festivaller göze çarpıyor. Doğrusu, bütün festivallerin başta gelen amaçlarından biri de budur. İkinci amaç düzenleyen kurumun çalışma felsefesinin anlatılması, kurumu tanıtan etkinliklere yer verilmesi… Ve son olarak halkın sanatsal faaliyetlerle bir araya gelmesi, kaynaşması, farklılıkların sanatın gücüyle bir araya gelmesidir. Aslında bu yönden bakıldığında toplumsal kaynaşmanın gerçekleşmesinde bir fırsattır bu etkinlikler.
Buraya kadar bahsettiğimiz hedefler, teorik anlamda her festivalin düzenleme aşamasında vardır. Fakat bu hedeflere ulaşmak için “sanatın farklı bakış açılarını kullanmak” gibi erdemi her festivalde göremiyoruz. Sanki bir görüşün miting meydanı haline getirilmeye çalışılan organizasyonlar, yukarıdaki hedeflerin üçüncüsünü gerçekleştiremiyor. Daha doğrusu organizasyonun asıl amacı boşta kalıyor. Spinoza bu durumu şu sözle daha açık belirtiyor: “Sanatı ve sanatsal ürünü sahiplenmek(kendi malıymışcasına), onu ve sanatsal estetiği şahsi bakış açılarımızın dar labirentinde kaybetmektir.”
Ne olursa olsun düzenlenen bu etkinliklerde iyi niyet ve çaba olduğunu kabul etmeliyiz. Sanat adına bir şeylerin de üretildiğini görmezden gelemeyiz. Ama şunu son olarak söylemeden de geçemeyiz:
Bir emekte sanat varsa, orada hoşgörü vardır, hoşgörünün olduğu yerde farklı gözler, farklı kulaklar, farklı hisler aynı vücutta sağlıklı olarak yaşayabilirler.
Fatih ARSLAN