Merhaba değerli okurlar;
Öncelikle bana gazetesinde köşe ayırma inceliğini gösteren, duygu ve düşüncelerimi siz sevgili okuyucular ile paylaşmama imkân sağlayan editörümüz Sayın Fatih UYSAL’ a çok teşekkür ediyorum.
Farklılık ve farkındalık. Birbirine çok benzeyen, birbiriyle iç içe olan iki kelime.
Çoğunlukla farklılıkların hemen farkına varılır. İnsanoğlunun doğasında vardır bu. Özellikle insanlar arasındaki görüntü farklılıkları nedense çok dikkat çeker. Mutlaka bir yorum yapılır farklılıklara. Güzel diye övülür, çirkin diye yerilir. Zayıf diye beğenilir, şişman diye dalga geçilir. Bunlar gibi birçok farklılık… Farklı olan her zaman başkalaştırılır, ötekileştirilir, çoğu zaman da dışlanır. Aslında herkes farklıdır birbirinden. Kim kiminle aynı olduğunu iddia edebilir ki. Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır ama hiç kimse kusurları yüzünden dışlanmayı hak etmez.
Aynı gökyüzünü paylaştığımız, aynı havayı soluduğumuz ama fark etmediğimiz, bazen görüp görmezden geldiğimiz, dışladığımız, bazen bakınca üzüldüğümüz, acıdığımız birileri daha var hayatımızda. Özel çocuklar, özel bireyler. Aslında onlar gördüğümüz, baktığımız ama bir türlü farkına varamadığımız bireylerdir. Türkiye’de sağlıklı olup olmadığı tartışılsa da Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın veri olarak kabul edilen araştırma sonuçlarına göre, engelli nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %12.29’dur. Buna göre ülkemizde 8.431.937 kişi engelli olarak yaşamlarını sürdürmektedir. %12.29 engelli oranının %7.09’u erkek, %5.02’si kadın olarak ifade edilmektedir. Bu oran azımsanamayacak kadar çoktur. Buna rağmen onların farkında olmamak çok acı bir durumdur. Bunun en büyük nedenlerinden biri de toplumun engellilik adına bir bilince sahip olamamasıdır. Toplum onları; dilenci, ihtiyaç sahibi, hastalıklı kimseler olarak görmektedir. Sayılacak daha bir sürü şey var aslında. Onları fark edemeyişimizin altında yatan onlarca neden sıralayabiliriz. Onların karşılaştıkları engelin temelinde sahip oldukları özür değil; özrün yarattığı farklılığı bahane eden toplumun onlara karşı gerçekleştirdiği engelleyici tutumlar yatmaktadır. Farklı olmak, farklı muamele görmenin haklı gerekçesi olamaz. Engelliler de herkes gibi, başka hiçbir sebeple değil sadece insan oldukları için onurlu bir yaşamı hak etmektedirler. Bunun için de eşitlik ilkesi gereği yaşamın tüm alanlarında desteklenmelidirler.
Hadi şimdi hep beraber bir yolculuğa çıkalım. Bambaşka bir yerde, bambaşka bir hayatınız olduğunu düşünün. Adınız yine Hasan, Ahmet, Ayşe vb. olabilir ama o kişi şu anki siz değilsiniz. Bir şekilde engellenmiş olduğunuzu hayal edin. Düşününki etrafınızdaki hiç kimse sizin farkınızda değil. Size sadece acıma duygusuyla bakıyorlar. Ne yapardınız? Nasıl hissedersiniz? Bir diğer deyişle empati kurun yani kendinizi onların yerine koyun. Sağlıklı insanların size bakışını düşünün. O acıyan bakışları ta yüreğinizde hissedip iç geçirin. Sanırım hiç biriniz mutlu değilsiniz şu an. İşte onların da hemen hemen her gün hissettiği duygu aynen bu. Yapmamız gereken onlara acımak değil, onların farkına varıp, onları kabullenmek. Bizlere düşen görev onlara bu dünyanın kapılarını açarak, onlar için yaşanabilir hale getirmek. Bu ülkede yaşayan 8.431.937 engellinin istediği tek şey eşit fırsat. Onlar özel bir muamele istemiyorlar. Tek istedikleri vatandaşlık haklarını herkes gibi özgürce ve eşit olarak kullanmak. Tek istedikleri farkına varılmak. Şimdi size soruyorum. Esas engelliler onlar mı, yoksa 70 milyonun içinde 8.431.937 kişi sayısıyla azımsanamayacak kadar çok olan bireylerimizin farkında olamayan bizler mi engelliyiz.
Engelle tanışmadan, hayatınızdaki engelleri kaldırın…
Saygılarımla…
PELİN ALTUN