yüzünde pembe güneş lekeleri olan kadın, zihninde unutmaya yüz tutmuş adrese yaklaştığında sahaflar çarşısının tarihi taşlarına sırtını yaslamış cüzamlı dilenciyi fark etti.
cüzamlı dilenci mendiline düşen damlalar arasından göz yaşlarının izini takip ediyordu.
fikrini firara vereli kaç yıl olmuştu, kaç yıl olmuştu bu miskinlik vücuduna ineli.
kadın amin dedi dilencinin dudaklarındaki mırıltılara.
oysa adam bir şiir mırıldanmakta idi sadece.
terk edip gittiği kadın terk etmemişti adamın zihnini ve bedenini.
giderken bırakmıştı bu şiiri ahımdır diye.
“bekarlara ev vermiyorlar, doğru;
evlilere kız vermedikleri de doğru,
bu yüzden bir gün seni bırakırım ya,
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.
evet, gün geliyor bıkıyorum senden
ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey bu,
git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu” *
“amin” dedi kadın. dilenci duymadı kendinden gayri bir ses.
karşı kaldırımda oturan kasketli delikanlı uzun süredir dilencinin başında duran kadını fark etti. oysa sadece zihnini uzaklaştırma çabasında idi kendinden. sonra gölgesini gördü yola uzanan ,
“gölgemi gördüm de yerde, seni hatırladım
belinin ortası budur diyerek
bir tekme yapıştırdım köpoğluna” **
sahaflar çarşısından çıkmakta olan adam gördü kadını, üç yıl önce kapısına geldiğinde kapının ardında olmayan kadını.
kadın hala dilencinin başında,
adam sessizce uzaklaştı, ayak izleri bırakmamaya çalışarak ıslak kaldırımda.
kadın nice sonradır bıraktı elindeki kuruşları cüzamlı dilencinin mendiline.
cüzamlı dilenci fark etmedi hala kadını.
kadın sahaflar çarşısına girerken bir kitap çarptı gözlerine kitap yığının arasından.
solmuş bir kapağın üzerinde irice harflerle yazmakta olan yazıyı seçti ıslak gözleri
“göz izi”
5,40 kuruş
cüzamlı dilenciye bıraktığından belki biraz fazla belki biraz az.
“ isteseydin eğer, bir kere isteseydin, evet bir kez gerçekten isteseydin olan olurdu..
sen hiç istemedin ki dostum!
istemek nedir bilmedin ki !
hiç tutulmadın sen !
tutkuların için ölmedin ki !
isteseydin ölürdün, ölseydin olurdun !
sen hiç olmadın ki !
evet olmadın, çünkü sen hiç ölmedin !
ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin , ölümüne istemedin!
isteseydin ölürdün, ölseydin olurdun !
oysa ne öldün, ne oldun.
çünkü sen istemedin;
istediğini aslında dile bile getiremedin.
öyle ya bir kere dile getirseydin, olurdun, bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen
orda olmuş ve ölmüş idin.
sen hiç istemedin ki dostum!
istemesini bilemedin, istemek nedir bilemedin !
çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın !” ***
kitabın rast gele bir sayfasında okuduğu bu cümleler zihnindeki karmaşanın en orta yerinde duruyordu şimdi.
çakır gözlü sahaf çırağının avuçlarına bırakırken kitabın parasını,
bir sahafçıya kitap hediye edip etmemenin ikileminde zihni , çakır gözlü çocuk fark etti kadının gözlerindeki yağmuru.
bu ıslak gözlerin hayatında gördüğü en güzel gözler olduğuna o an yemin edebilirdi.
fark etmişti kadının okuduğu sayfada keşfettiği gizemin ardından yaşardığını gözlerinin.
bakarken kadının ardından, uzanıp kitabın bir diğerini aldı tezgahtan, bir türlü duygularını söyleyemediği butikçi kızı düşünerek.
belki bu kitabı hediye edebilirim diye düşündü, bir kadının sayfalarına göz yaşını damlattığı göz izini.
bu kez o otobüs durağında bekleyip binecekti kızın bindiği 12/15 otobüsüne ve teklifsiz oturacaktı onun yanındaki boşluğa.
kadın pasajın avlusuna doğru ilerledi. son kez derin bir nefes aldı, unuttu bildiği ne varsa, unuttu adını.
sahafın yıllardır değişmeyen çırağı tanıdı eski patronunun kitap ayracı olarak kullandığı resimdeki kadını.
kadının suskunluğunun uzamasından mahcup;
- geçen hafta devretti bu dükkanı abla, ama arada bir uğrar, biraz önce yine buralarda idi dedi..
kadın çocuğun kendini nasıl tanıdığını düşünmedi bile, zihni hala kitabın sayfalarında.
karşı kaldırımdaki kasketli çocuk nice sonra cüzamlı dilencinin önüne elindeki kitabı bırakan kadını gördü.
cüzamlı dilenci de; ilk defa fark ettiği kadının gözlerindeki elayı.
butikçi kız o sırada 12 nolu perondan kalkmak üzere olan otobüste idi , krem rengi pardösüsünün cebinden çıkardığı kulaklıkları takıp kulağına mp3 çaların düğmesine bastı.çakır gözlü çocuğun şehrin bir başka yerinde onu beklediğinden habersiz. ve kız dönmemeye gidiyordu artık bu şehirden.
çakır gözlü çocuk otobüs durağında ıslanırken, ıslanmasın diye dokunmuyordu kitabın sayfalarına.
cüzamlı dilenci mendilindeki kuruşları toplayarak sahaflar çarşısından içeri girdi, kapatmakta olan son sahaftan alelacele iki üç kitap seçti ve koyuldu yalnızlığına.
kadın kaldırımın sonunda ki pastanede içtiği sodanın asidinde eritmeye çalışıyordu yüreğindeki ağrıyı.
Adam çocukların maçına karışmıştı mahallede ki ,çok sonra fark etti dizlerinde ki ağrıyı.
Butikçi kızın kulaklarında çalan musiki kürdili hicazkar makamında idi.
“öyle dudak büküp hor gözle bakma
bırak küçük dağlar yerinde dursun
çoktan unuturdum ben seni çoktan
ah bu şarkıların (şiirlerin) gözü kör olsun” ****
* cemal süreya
** cemal süreya
*** dücane cündioğlu
**** avni anıl
hikmetgulgonul@hotmail.com