Hayallerimizi süsleyen bir tablo var gözlerimiz önünde. Adeta büyüleyen, içimize inşirah veren bir tablo.
Bu tablo üzerine bir tefekkür yazısı neler kazandırır insana. Yazılan, çizilen, tasvir edilen gözlemlerden yola çikarak iç dünyasına doğru sefere çikan insana. Seyirlik bile olsa, gezinti sırasında karşilaştıklarımız, konuştuklarımız, söylemek isteyip dilimizin tutulduğu görüntüler, manzaralar, şekiller, olaylar ve daha neler neler. Hepsi bir ögretmen, hepsi bir vaiz, hepsi nasihatçi. Hiçbir şey ama hiçbir şey gereksiz, değersiz, basite alınamayacak kadar önemli ve muhteşem.
Bakmak yerine görmeyi tercih ettiğimizde, görmenin inceliklerini kurcaladığımızda, kainat kitabını okuduğumuzda çok şey anlattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mesela Kırlangıçları ele alsak, binlerce kilometreden gelip balkon altlarına gagasındaki harcı (türlü terkip çamuru) yapıştırmak için harcadığı emeği nasıl görmezden gelebiliriz ki. Bin bir güçlükle yuva yapan, ardından yumurtanın üzerinde bekleyip yavruyu büyütmek için erkek, dişi el birliğiyle günlerce zorlukları göğüsleyen bu güzelim kuşların emeği çilesi ne içindir. Dünya hakimiyeti kurmak falan mı? Yarın göçüp gidecekleri bir yerde bu çileyi çekmeye neden razı oluyorlar. Efendim nesillerini devam ettirmek için iç güdü falan filan. Bu kadar mı yani? Bir iki cümleyle geçiştirilecek kadar basit mi? Binler kilometreyi gel, bu kadar çileye katlan, sefasını sürmeden tekrar yollara düş seneye tekrar aynı meşakkat aynı zorluk. Sonra da şöyledir böyledir diye iki cümleyle geçiştiriver. Bu kadar basit olamaz olmamalı. Navigasyon cihazı olmadan, güncel haritalar olmadan yola çikmayan biz; Akıl, fikir sahibi, en donanımlı varlık olan biz. Dünyaya yön veren biz. Kırlangıçların bu donanımını düşünmeden geçmemiz mümkün değildir. Sürekli düşünmeyi, tefekkürü tavsiye eden dinimizin bu tavsiyesinden uzakta kalamayız.
Yılan Balıkları, Leylekler, diğer göçmen kuşlar için durum hiçte farklı değildir. Tarihler şaşmaz, yollar şaşmaz, gelecekleri coğrafya şaşmaz. Müthiş bir düzen içinde işler devam eder gider. Yalnız bir durum hariç, bizler onlara yaşayacak bir çevre bıraktıysak eğer. Onların yaşayacakları çevreyi katlettiysek perişan ettiysek, o zaman hayatı onlara da kendimize de zehir etmişiz demektir. Denizin ortasında patlayan borular, sızan petroller, kirletilen ırmaklar, dereler, çaylar. Filtresiz kullanılan bacalar, işyerlerinden atılan atıklar, evlerimizden atığımız kimyasallar, pvc ürünleri. Evet hepsi canlılara hayatı zehir ediyor. Biz insanlar, bu tehlikenin ortasında müthiş bir vurdumduymazlık içerisinde hayata devam ediyoruz. Koşar adımlarla bizi yok edecek bu felaketi koşuyoruz. Görmek istemiyoruz. Ama bakıyoruz etrafa öylesine. Geçen gün mahalli bir internet sitesinde şehrin çöpleri denizi kirletiyor diyen muhabir tabloyu fotoğraflarla gözler önüne sermiş. Bu ne yaman çeliskidir ki durum hala devam ediyor. Bizler, bu güzelim çevreyi babalarımızdan miras değil çocuklarimizdan ödünç aldık. Eğer anlattıklarım abartılıysa söyleyin Allah aşkına! bilinçli bir insan, veya insanlar piknik yaptığı çesmenin başinda çöplerini etrafa atıp gidebilir mi? Yol üzerlerinde bulunan hangi çesmenin başina gitsem etraf çöp yığını olmuş. -Hangi devirde yaşiyoruz derler ya! çag, atom uzay çagi olsa da kafalar tarih öncesinde ise durum değişmiyor. O çöpleri oralarda bırakan insanların yüzlerine bu gerçeği haykırsanız size hakaret ettiğinizden dolayı dava açarlar. çünkü egolar, kusurları kabullenemeyecek kadar kalınlaşmış adeta duvar olmuş önlerinde. O duvarı aşip bu felaketi görmüyor veya görmek istemiyorlar / istemiyoruz.
Ama şu güzelim tabiatı, Yüce Yaratıcının bizlere büyük ödül olarak sunduğu şu güzel tabloyu paçavra gibi kullanma hakkını nasıl kendimizde görebiliriz. Buna hakkımız var mı? çocuklarimiz için yollara düşüyoruz, doğayı kirletmesinler diye protestolar yapıyoruz. Sonra kalkıp kendimiz, yıllarca çürümeyecek, erimeyecek petrol ürünü atıkları etrafa savuruyoruz. Daha sonra da mangalda kül bırakmıyoruz. Samimiyetsizliğin bu kadarına pes doğrusu. Dereler de balık yok, ormanlarda av hayvanları kalmadı, kuş cennetinde kuş türleri azaldı. Daha neler neler. Bunları tespit etmek, teşhis etmek yarayı tedavi için yeterli mi? Hayır.
Gözler baharın son demlerini, yazın da ilk günlerini seyre dalmışken; Cennet köşesi yurdumun bu gerçekleri içimizi kanatmaya devam ediyor. Bilmem ama kaç kişinin yüreği acıyor. Deniz kenarlarına hiç değinemedim. Toplu piknik yerlerine hiç değinmedim. İçtiğimiz sulara, yediğimiz ürünlerdeki bozulmalara hiç değinmedim. Belki birazcık tehlikenin farkına varmak için bir pencere aralamaya çalistim.
Bu eşsiz coğrafya da daha enfes baharlar geçirmeyi, yazlar geçirmeyi ümit etmek istiyorum. Eminim, çogumuzun da temennisidir zannediyorum.
Sağlıkla kalın efendim.
Celal öZGüR